Anasayfa / Denizci Eşleri / Cansu Aktaş Röportajı

Cansu Aktaş Röportajı

Hava durulunca, her yer sütliman olunca unutuveriyor insan ‘’kelime-i şehadet’’ getirdiği zamanları…

Sevgili Dümen Suyu okurları, sitemizin röportajlar kısmına gösterilen yoğun ilgi bu yolda devam etmemiz gerektiğini bize gösterirken, bir denizciye gönül vermiş insanların meraklarını giderecek, duygularını paylaşacak, yalnız değilmişim hissi verecek kelimeler bu defa Cansu Aktaş ın kaleminden döküldü..

Cansu Aktaş eşinin çalıştığı gemi Pakistan’a giderken tehlikeli bölge Aden Körfezi’nden geçeceği için Süveyş kanalında ayrılmak zorunda kaldı(şirket prosedürü) ve kısa bir süre önce aramıza katıldı. Artık kendisini dümensuyunda sık sık göreceksiniz.

6ds

Sizlere Cansu Aktaş`ı tanıtalım…

Cansu Aktaş deli dolu, aşkla küçük yaşta karşılamış birisidir. Belki de deliliği aşktan gelmektedir. Uçlarda yaşamayı sever.Üzüldü mü tam üzülür,sevindi mi her zerresi sevinir..Ya hep, ya hiçtir. Ağzı kulaklarında dolaşır,aşkın çocuk halini,ergen halini deneyimlemiş, şimdi de yetişkin ve mavi halini deneyimlemektedir. Evet gün geçtikçe büyüyen fakat hiç ölmeyen, sonsuz olan bu aşk mantığını ele geçirmiş, kalple işbirliği yapmış Cansu’yu maviliklere taşımıştır.

Cansu Aktaş Şuan 27 yaşının günlerini yaşamaktadır. Muğla’nın Milas ilçesinde doğmuş,denize yakın ve Güllük limanını gören bir köyde büyümüştür. Küçükken yaz tatillerinde ailecek sık sık denize gider, bol bol tuzlu su yutarak, denizin tadının özgürlük olduğunu farketmiştir. Yıllar yılları kovalamış bir gün sevdiceği  üniversite tercih listesine Deniz İşletme ve Ulaştırma Mühendisliği bölümünü yazma konusunda  ona danışmış  o da bu bölümü yazmasını müsaade ederek ihtimal de olsa rengi mavi olan bir yaşam tarzını o an kabul etmiştir.

Mantıklı bir karar verip Ege Üniversite’sinde hemşirelik okumuştur, duygusal bir karar verip, kalbinin sesini dinleyip, işini bırakmış, eşiyle birlikte maviliklere açılmıştır. Üniversite yıllarında İzmir’e hayran olmuş, şuan yuvaları Karşıyaka’dadır.

Sabrı ve özlemi eşi sayesinde ezberlemiştir.Bu ezber ona kıymet bilmeyi, eşiyle yan yana geçirdiği her bir saniyenin ne kadar değerli olduğunu öğretmiştir. Toplumsal etkilerden özgürdür. Başkalarına göre hayatını yaşamaz,daha çok kalbinin sesini dinleyen,hisleriyle karar veren biridir.Etrafındaki insanların ‘’aman,yapma,etme,sakın,‘’ gibi sözlerine karşı bağışıklığı vardır. Onlara göre burnunun dikine giden, kendine göre içindeki sese kulak veren biridir.

Herkesin hayatı bir tanedir. Mutlu olmak,aldığın kıymetli ve mucizevi nefesin hakkını vermek gerekir.Bu yüzden o etrafındaki seslere,kişilere,ellere,günlere, sözlere, deli olmalara karşı kulaklarını tıkayıp,hayatında denize çıkan yolları seçmiştir.Şu an ruhunun yaradılışına uygun bir hayatı deneyimlemekte, maviliklerde huzurlu,sevgi dolu ve mutludur. Çok şükür…

Zor günler geçirse de sık sık ‘’her şey her zamankinden daha daha güzel olmaya devam ediyor’’ diye tekrar eder durur.Güvene çok önem verir, bu yüzden güven eşiği yüksektir. Onun evi eşiyle yaşadığı her yerdir.Bu yüzden maviyi kolaylıkla mesken edinmiştir.Aylarca gemilerde yaşayabilmektedir.

Kahve eşliğinde kitap okumaya bayılır. Kimi zaman melankoliği sever çünkü melankoli O’nun için, miadını doldurmuş cümlelerini doğurabilmesi için yapay sancı niteliğindedir. Tuval üzerine gittiği gemilerde yağlıboya resimler yapar ve onları gemilere hediye eder. Şimdilik ikinci kaptan eşidir. Pek yakında inşallah süvari bey eşi olacak..

(Ben neymişimmm beeee…uzun zamandır yazmıyordum.söyleyeceklerim epey  birikmişş.. 😀 :D)

Cansu Aktaş’ı benzer yaştaki, benzer işi yapan, benzer konumdaki kişilerden farklı kılan nedir?

– Eşime haddinden fazla aşık olmam diyebilirim. Çünkü bu aşk beni pek gözü kara,cesur biri yaptı.(yoksa nasıl herkesi karşıma alıp özellike babamı ‘’isteseniz de istemeseniz de ben bu oğlanla evlenicem’’diyebilirdim ki  😀 😀 ) Etrafımda örneği bile olmayan bu hayatı Ozan’ı çok sevmesem seçmeye cesaret edemezdim.

-Özgür ruhlu,macerayı ,doğayı seven hatta doğayı halen çocuk merakıyla gözlemleyen biri olmam,

-Çoooookkk sabırlı biri olmak da farklı kılıyor bence.Çünkü inanın o çıldırtan bekleyişlere herkesin gücü,sabrı  yetmez.

-Sabrın dikenli sınırlarında deli deli dolaştıktan ,özlemden kavrulup piştikten sonra artık eşimle yanyana olabilmek,onunla sefere çıkabilmek için;hem kendimin hem ailemin zaman ve emek harcayarak elde etmiş olduğum mesleğimden gözümü kırpmadan  vazgeçebilmiş olmam,

-Dalgaların köpüğünü,fokurdayan o soğuk dümensuyunu, kuşun kanat çırpışını izlemekten, denizin çeşit çeşit mavisini ( mürekkep mavisi, açık mavi, turkuaz, yeşile kaçan mavi…) görmekten keyif duyan kısacası başkalarına göre küçük,bana göre büyük şeylerden kolayca mutlu olmam,5

-Hıııııı bir de yanımda eşim ve kahve eşliğinde okunacak kitaplar olduktan sonra hiçbir yerde sıkılmamam ( gemide sıkılamıyorum..büyük sıkıntı!!!  😀 😀 ) herkes bana bunu soruyor . ‘’ o kadar ay boyunca gemide kalıyorsun,sıkılmıyor musun ? Denizin ortasında, gitsen nereye gidebilirsin ,gemi kadar adımların’’…

Uzun zamandır eşiyle birlikte gemiye gitmenin hayalini kurmuş,sevdiğiyle beraber zamanı paylaşabilmenin ne muazzam bir nimet,ne büyük bir lüks olduğunu yaşayarak öğrenmiş biri, nasıl olurda gemide sıkılır ki 😀 😀  İşin tuhaf yanı bazen eşim bile bu soruyu soruyor bana.Normal bir insan bu şartlarda uzun süre gemide olmaktan sıkılır diyor.(Bu arada karaya ayak basmadan en uzun kaldığım süre şimdilik 2 ay) Bazen eşime normal görünmek için kamaramıza çok çok yakın mesafedeki  işyerine (kargo kontrol odasına) gidip ‘’can sıkıntısından patlıyorum,çok sıkıldım gemide’’ diye yakınıyorum.Normal biri gibi davrandığım için seviniyor,iyi vakit geçirlebileceğim aktiviteler sunmaya başlıyor ben kahkahayı  patlatınca onun, o anlık sevinci yine hayrete dönüşüyor. 😀 😀 😀

Son olarak, sürekli şikayet etmek,eksikliklere odaklanmak yerine bardağın dolu tarafını görmek,sahip olduğu şeyler için şükretmeyi bilmek  gerektiğini düşünüyorum.

Ailenizi,eşinizle nasıl tanıştığınızı,en güzel gününüzü dümensuyu okurlarıyla paylaşır mısınız?

Tabiki 😀 :D… Ancak nasıl tanıştığımızı hatırlamıyorum. Çünkü biz kendimizi bildi bileli birbirimizi tanıyorduk. Ozan’ın babası benim ilkokul öğretmenimdir. Babasının görevi sebebiyle, bizim köye taşındıklarında ben doğmamıştım. Aramızda iki yaş var. Onunla aynı köyde büyüdük, aynı okulun bahçesinde oyunlar(mendil kapmaca, istop, yakar top)  oynadık. Ona Ozan abi derdim. Öğretmenimizin oğlu olduğu için pek bi özeldi köydeki çocukların gözünde…:D 😀 😀

Sonra çocukluktan çıkıp, cılız mı cılız, sivilceli yüzlü, sakarlıklarıyla başı dertte bir ergen olduğumda onun dikkatini çekmişim, haberim yok. Bir gün karşıma çıkıp ‘’sevgili olalım mı?’’ dedi. Aa aaa!! Şaşırdım. ‘’Ben böyle şeyler için çok küçüğüm, kesinlikle olmaz, sevgili olaylarıyla, oğlanlarla ilgilenmiyorum’’ dedim. Teklifini geri çevirdim. Bu durum benimkinin pek zoruna gitmiş olmalı ki peşimi hiç bırakmadı. O vakitten sonra ev telefonumuzu arayıp babam ve annem açınca hemen kapatılan, ben açınca kapatmayıp sesimi dinleyen gizli bir hayranım oluverdi. Sık sık bizim evin oralarda bisikletle gezinir, arkadaşlarını da toplayıp balkonumuzun altındaki yolda taso (bilenler bilir :D) oynarlardı..Böyle böyle oyalanır durur,bir kerecik balkona çıkmamı beklerdi.Evlerimiz yakındı. Annesi akşam yemeği için bağırdığında giderdi evine. Tam bir yapışkandı. (Kendisi şuan gemide olduğu için çok rahat bunları diyebiliyorum hahahha)  Nelerr  neler… Böylesi birçok çocuksu anılarımız oldu. Şimdi anlatınca hepsi masal gibi… Bir sene boyunca böyleydi; ben kaçan, o kovalayandı. Zamanla onun bu ısrarcı ilgisi, ne yaparsam yapayım vazgeçmeyişi beni elde etme çabaları hoşuma gitmeye başladı. Ergen kalbim ona meylediverdi. Ona karşı  değişen tutumumu fark edince vakit kaybetmeden yeniden harekete geçti.Dün gibi hatırlıyorum, 11 Mart 2002 rüzgarlı bir pazartesi günü okul servisinden indiğimde karşıma çıkıverdi yine. Havalı bir ses tonuyla ‘’Ne demek istediğimi biliyorsun değil mi? diye sordu. Ben hiçbirşey demeden, ama gözlerimi gözlerinden kaçırmadan ( ne cesaret !),başımı aşağı yukarı sallayarak evetledim. Daha sonra göğüs kafesime sığmayan kuşla, kızaran yanaklarımı da alıp koşarak uzaklaştım yanından. 😀 😀 :D.. O gün bugündür çoğu zaman bedenlerimiz dünyanın bambaşka yerlerinde birbirinden ayrı olsa da ruhlarımız hep yan yana oldu. Ozan benim hem çocukluk,hem lise,hem üniversite aşkımdır. Biz bu aşk ile büyürken huyumuzu,suyumuzu birbirimize göre yoğurduk,ister istemez birbirimize göre şekillendik.Çoğu zaman konuşmadan anlaşır olduk.

Hayatımızdaki keskin virajları çok şükür birbirimizden vazgeçmeden atlatabildik. Özlem, uzun bekleyişler,mesafeler hep oldu.Zorluklar aramızdaki bağı daha da güçlendirdi. Bu bağ öyle güçlendi ki mucizelere sebep oldu. Mesela anlatmaktan her zaman heyecan duyduğum evlilik teklifi ve kpps sınavı  konusu.

Biz nişanlıyken, inanması güç biliyorum ama birimiz İzmir’den birimiz Ağrı’dan başvuru yapmış olmamıza rağmen KPSS sınavında ÖSYM bizi Muğla’da, aynı okulda hatta aynı sınıfta, o da yetmezmiş gibi Ozan’ı hemen arkamdaki sıraya yerleştirmişti. ÖSYM ile hiçbir anlaşmamız olmadı,yeminle 😀 😀 😀 ..Nefesi ensemdeydi. Şaka gibiydi.. Test yüzü görmeden girmiştim o sınava. Çünkü devlet memuru olmak istemiyordum. Yoksa gemiye eşimle gidemezdim. Ozan ‘ın amacı ise denemiş olmaktı.

Evlilik teklifine gelince televizyonda haber olacak cinstendi. Eşime sürekli yaratıcılığını kullanıp,bana daha önce hiç yapılmamış,çok orijinal bir evlilik teklifi yapmasını söylerdim ama ilahi bir gücün yardımıyla mucizevi bir şekilde evlilik teklifi yapacağı aklımın ne ucundan ne kıyısından,hiçbir yerinden kesinlikle geçmezdi.

mektupBen üniversitedeyken,  2012 yılında ,tatil için ailemin yanına gitmiştim. Annem eve gelir gelmez ‘’Sana bir zarf geldi kızım’’ dedi. Elime verdi. Allahallaa! Zarf çok enterasandı. Üzerinde Finlandiya pulu vardı (ne alaka!)  ve adresimin yazılışında yanlışlıklar vardı  ama yine de zarf bizim evi bulabilmişti. Muğla Mujla, Milas Micas,köyü röyü diye yazılıydı. Odama çekilip kapıyı kapattım. Zarfı açarken  heyecandan çok, merak vardı bende.İçinden,  alelacele ajandadan koparılmış,azcık sararmış,özensiz   bir kağıt, bir de özenle yazılmış A4 kağıt çıktı. Çok garip…Katlanmış bu kağıtları açtığımda zaman resmen durmuştu. Neler olduğuna anlam vermeye çalışıyordum. Bir tanesinde Ozan’ın çirkin yazıları, bir tanesinde hiç görmediğim başkasının yazıları vardı. Ozan’ın mektubundaki  bazı kelimeler silindiği için anlaşılmıyordu. Silinen yerleri farklı açılardan  bakarak kalemin baskısının bıraktığı izden okumaya çalıştım.Şöyle yazıyordu:

‘’ Sevgili iyiliksever,      – 22.10.2010-

Öncelikle yazılarım için çok afedersin.Bu şişe Baltık Denizi’nde Mt Cansu adlı geminin kaptanı tarafından denize fırlatılmıştır.(halbuki Baltık denizinde çalışırken geminin adı öyle değidi. 😀 😀  geminin ismini değiştirmiş.)Eğer bu mektubu okuyorsan,lütfen onu ara.Onu çok sevdiğimi,onu çok özlediğimi ona ilet.Bu evlilik teklifini ona gönder.’’  Kocaman harflerle bir de ‘’MARRY ME!’’ yazmıştı altına. Benim ve kendisinin telefon numarasını,ev adresimi de eklemiş,imzasını atmıştı.

Sarhoş kafayla yazılmış bu mektup (bana sonradan anlattı), bir Jack Daniels viski şişesinin içinde aylarca Baltık denizinde buzların arasında yüzdükten  sonra karaya vurmuş ve onu Finlandiyalı duyarlı bir çift bulmuştu.

Onların mektubunda ise tarih 11.06.11 di.Tahminimce mektuptaki silinen kelimeler aylarca güneş ışığında belkide şişeye su girdiği için silinmişti.Mektupta şişenin tam olarak nerede bulunduğu,Ozan’ın bu evlilik teklifini bana çoktan ettiğini varsaydıklarını,ve bize şans diledikleri yazıyordu.

İnanılır gibi değildi ama gerçekti. Eşim (ozamanlar nişanlım,evilik teklifini etmeden nişanlanmıştık. 🙂 Baltık denizindeki seferini tamamlamış kontratı bitmiş eve gelmişti.Hatta tatilini yapıp,yeni bir kontrat imzalamış  ve ben bu mektubunu okurken İsrail’de limandaydı. Allah’tan İsrail’de telefon çekiyordu ancak konuşmak çok pahalıydı. Ne olursa olsun kendi telefonumla onu aradım. Açtı ama beni dinlemeden ‘’bir dk ben seni sonra arıcam şuan çalışıyorum’’dedi ve kapattı . Tabi benim içim içime sığmıyor.bir yandan ağlıyorum.Tekrar tekrar Allah’a bu mucizeyi bize yaşattığı için sesli teşekkürler ,şükürler ediyorum…

Beklenen telefon geldi. İfadesi zor duygularla onun konuşmasına izin vermeden EVET EVET! diye bağırdım telefonda. Anlayamıyor tabi Ozancım, neye evet? Anlattığımda ilk tepkisi  kocaman şaşkınlık yüklü bir ‘’HADİ CANIM!’’ oldu. İnanamadı o da ama sonra ‘’içine mektuplar yazıp,attığım şişelerden bir tanesi  olsun sonunda sana ulaşmış Allah’tan’’dedi.

Bir denizciyle birlikteyseniz hayatınızda bir çok ‘’en güzel  gününüz’’ vardır. Çünkü onunlayken zaman, her anın kıymetliliğinin farkındalığıyla akar.İşte o evlilik teklifini aldığım gün de en güzel günlerimizden bir tanesiydi diyebilirim.

Ailem Ozan’ın erkenden denizi bırakıp,karada işe başlamasını,normal bir aile hayatımızın olmasını istiyordu.Bir gün artık bu ilişkinin adı konma vakti geldiğinde onların karşısına geçip ‘’Ben bu oğlanı bu meseğiyle kabul ediyorum.Endişelerinizi anlıyorum ama gelecekte neler olacağını hiçbirimiz kesin olarak bilemeyiz.Eğer sizin dediğiniz gibi bir hayatımız olursa ( tüm kötü,olumsuz senaryoları sıralarlardı) sonuçlarını katlanmaya razıyım SEVİYORUM ULEYYYNNN!!! ‘’ dedim.Tabi babamın karşısında  öyle demedim.Seviyorum kısmını içimden bağırdım.:D 😀 .. Babam baktı gördü bu kız bu oğlandan vazgeçmeyecek.Lisede,üniversitede babamla şu çikin oğlan uğruna çok çatıştık,çok kavgalar ettik.  😀 😀 :D.. Şimdi gülüyorum ama o zamanlar çok ağlıyordum. En sonunda tamam dedi,ailesine söylesin,gelsinler,istesinler seni o zaman.YAŞŞASINNN HOLLEEYYY!!!  Cansu Aktaş..

Gemide geçirdiğiniz en güzel günü bize anlatır mısınız?

İlk gittiğim gemide  2.evlilik yıldönümümüzü  kutlamıştık. yıldonumuO gün büyüleyici güzellikte bir gün batımı vardı. Öylesiyle hala yeniden karşılaşmadık.Belki de o eşsiz manzara Yaratıcı’nın bu özel günümüz için bize verdiği bir hediyeydi.O gün dilimde, zihnimde, kalbimde hep teşekkürler,şükürler vardı.

Eşim akşam yemeği için Kırlangıç Kafe ‘yi kapattırmıştı. Bidonun birini kestirip  yarısından masa yapmış, masa örtüsünü dosya mandallarıyla  sabitleyip bidonu iyice kamufle etmişti.Şarabımızı kağıt pet bardaklarda içmiştik.O akşam dünyanın en güzel şehrinde,en lüks restoranında,en süslü masasında yemek yiyor olsam bu kadar mutlu olmazdım.( haddiiii canımmmm! diyenler vardır eminim aranızda ama çok ciddiyim.))Çünkü ordakilerin hepsini başkaları hazırlar hem de en iyi imkanlar içinde parayla satın alınarak olurdu ama bu görüntüsü fakir ,özü zengin masa aşkla,sınırlı imkanlarla herşeyiyle eşim tarafından hazırlanmıştı. Nefes kesen manzaramızda cabasıydı. O yüzden o günün akşamı benim için çok kıymetlidir.

Cansu Aktaş Gemide geçirdiğiniz en kötü günü bize anlatır mısınız?

    İlk gittiğim gemide ve ilk ayımda  çok şiddetli  bir hava  ile karşılaşmıştık.Kamarayı neta etmeden uyumuştum.Ozan da ertesi gün böylesi bir hava olacağını bana söylememişti. Öyle bir sallanıyorduk ki hareket etmek mümkün değildi.  Dolap kapaklarının, çekmecelerin,devrilen çöp tenekelerinin çarpma sesleri yüzünden kulaklarımı tıkıyordum. Her yer her yerdeydi.Dosyalar,kitaplar,yağlıboyalar,kalemler,spor malzemeleri,teneke gazozlar sağa sola gidip geliyordu.Mini dolabın kapağı açılmış, içindekiler dışarı dökülmüştü.Porselen tabak ve cam bardak kırıkları yere dağılmıştı.Saat sabahın 5 iydi.  Tüm bunlar olurken Ozan 4-8 vardiyasını tutuyordu.Bir ara artık şu dolap kapaklarını kapatıp yaptıkları gürültüden kurtulmak için yatağımdan kalkmıştım. Zar zor kıyafet dolabının kapağını kapatmıştım ki yatak odasının kapısı aniden açıldı ve geri döndüğünde kapı kolu sırtıma fena çarpmıştı.Sayesinde uzun süre mor renkli sırtım olmuştu.Hava sakinleyip,deniz güzel yüzünü gösterdiğinde kamarayı tanımak mümkün değildi.Bu kötü hava benim için büyük bir tecrübe olmuştu.Artık kamaramızı her zaman  neta eder öyle uyurum.

Cansu AktaşCansu AktaşYaşayamadığınız için pişmanlık duyduğunuz ne var?

Pişmanlık duyduğum hiçbir şey yok diyebilirim. Çünkü insanların iyi veya kötü olarak adlandırdığı her deneyimlerimizin,gelişimimize olumlu anlamda katkı sağladığına inanırım.Pişmanlık denilenler aslında ‘’iyi ki’’lerdir. Keşke yi hayatımdan çıkaralı epey oldu.Geçmiş geçmişte kalmıştır. Bu günümle,şuanla daha ilgiliyimdir.

Ancak içimde ukte kalan bir durum var. Sanatla ilgilenen bir meslek sahibi olmak isterdim.Hemşireliği iyi ki okumuşum, bana çok şey kattı.Beni büyüttü,hayatı sorgulattı,düşündürdü.Fakat  yaratıcılığımı harekete geçiren,üretmemi sağlayan bir işim olsaydı, zamanın nasıl geçtiğini anlamaz,kaç saat çalışırsam çalışayım yorulmak bilmezdim.Gemilerde yağlıboya resim yaparak bu yanımı doyurmaya çalışıyorum.Hem de seyir sırasında daha kaliteli zaman geçirdiğimi düşünüyorum.

Cansu Aktaş… 

4Cansu Aktaş Bize gemiye çıkmaya nasıl karar verdiğinizi anlatır mısınız?

Aslında bu kararı, eşim üniversiteye ilk başladığı yılda,  böyle bir ihtimalin olduğunu bana anlattığı zaman  beraber verdik diyebilirim.Önce okuldan mezun olmalı,sonra ikinci kaptan olduğunda belki ama birinci kaptan olduğunda kesin beraber gidebilirdik gemilere.Önümüzde çok uzuuuun yıllar vardı yani. Okulunun ilk yıllarında beraber denizlerde olma fikri çok silik bir hayaldi.İlk zabitliğini aldığı yıllarda bu ortak hayalimiz belirginleşmeye,renklenmeye başladı. Daha sonraki yıllarda bu hayalle yatar bu hayalle kalkar olduk. Sabrettik.Şimdi eşim kimyasal tankerlerde ikincilik yapıyor. Türk firmaları  gemilere özellikle kimyasal tankerlere eşli gitmeye sıcak bakmıyor.. O yüzden biz de Hindistan’a gidip yabancı bir firmaya başvurduk.Şimdi hint personelli gemilere beraber gidiyoruz. Duamız,hayalimiz çok şükür kabul oldu.

Cansu Aktaş Gemide kadın olmak konusunda anlatacaklarınız?

Çoğu kişi gemide kadın olmanın zor olduğunu düşünüyor ama bence çok kolay,keyifli ve ayrıcalıklı. Hele hele hint personelli bir gemide  yaşamak daha başka.  Gemide  giyiminize,hal ve hareketlerinize,karşı tarafla iletişiminizdeki mesafeyi iyi ayarladıktan sonra herşey çok mükemmel .  Zorluklar yok değil,evet var ama eşim yanımda olduktan sonra tüm zorluklar leblebi gibi..Karada ondan ayrı yaşamak katbe kat daha zor…

boya
Kimilerinin kibrit kutusu dediği kamaralarda yaşamak beni rahatsız etmiyor. Çünkü bir kadın olarak estetik bakış açımı kullanıp, yaratıcılığımı da devreye sokup  kamarayı  sıcacık bir yuvaya çevirebiliyorum.. Hatta gemiyi de.Gittiğimiz liman şehirlerinden saksıda bitkiler,çiçekler ,küçük şirin objeler, biblolar alıyorum.Yaptığım rengarenk yağlı boya resimleri de kamaramızda kullanıyorum. Tüm bunlar odanın havasını canlandırıyor,değiştiriyor. Diğer tuvalleri de geminin koridorlarına,toplantı odalarına asıyorum. Yaşadığım alana renklerle nefes vermek hoşuma gidiyor.Personel de,gemiye gelen büyük adamlar da bu durumdan çok memnun.

Bunun dışında insanlar sizin yanınızdayken davranışlarına,konuşmalarına daha özen gösteriyor.Hintliler eğlenmeyi,eğlendirmeyi sever.Sık sık gemide partiler düzenlerler. Doğum günü,ekvator geçişi, eve gidecekler için ‘’sign off’’ (kendi aralarında aslında buna bekarlığa veda partisi diyorlar.gemiden ayrılmadan önceki son birkaç dırdırsız günlerini kutluyorlarmış.) Eğer personelden biri baba olduysa ona özel de ‘’baba oldu’’partisi verilir.Konu bahaneeee, parti şahaneeee! 😀 Bilirsiniz hintlilerin dansları meşhurdur. Bazen partilerde bu konuda benden çekiniyorlar, rahat dans edemiyorlar. Bunu farkettiğimde yemeğimi yedikten sonra erkenden kamarama çekilirim.En sonki gemide öyle değildi . O yüzden parti sonuna kadar orada kalabiliyordum.

Gemideki kamarotlarla genelde temizlik konusunda anlaşamıyoruz. Hintlilerin temizlik anlayışı ile bizimki çok farklı.Ama en sonki gemide epey gelişme kaydedildi. Kontratın sonuna doğru artık yemeklerimden daha az kıl çıkar olmuştu.:D 😀 😀 Artık alıştım.Bu konuda hemşireliğin vermiş olduğu,steril davranma alışkanlığım yüzünden aşırı bir titizliğim vardı.Allah’ın sopası yok ki, herşeyin aşırısı zarar. Sen misin temizlik konusunda takıntılı olan dedi,bu durumu aşmam,sivri yanlarımı törpülemem için beni böyle gemilere gönderdi.Şimdi o kadar ciddi takıntılarım yok.Kimi şeyleri görmezlikten gelebiliyorum..Şundan eminim ki ; bu bana yeter.Çorbamda kullanılan suyun kirli çorap suyu olmadığı kesin. 😀 😀 😀 Göz görmeyince gönül katlanıyor işte.

2Cansu Aktaş Denizcilik mesleğini seçmek isteyen genç arkadaşlarımıza mesleği önerir misiniz?

Denizcilik mesleğini seçmek isteyenlerin gerekli okullara gidip detaylı arastırma yapmalarını ancak yine de bazı şeyleri yaşamadan bilemeyecekleri için içlerinden gelen sesi dinlemelerini söylerdim. Çünkü herkes için farklı bakış açısıyla güzel veya çok zor olabilen bir meslek.Denizcilik şöyledir böyledir demek kişinin tamamen yaşadığı ortama,kişisel deneyimlerine bağlı. Ben sadece gemide kamarot ehliyeti olan bir yolcuyum, çalışmıyorum fakat yaşadıklarıma ve gözlemlediklerime göre konuşmam gerekirse,arkadaşlara önerirdim. Maceraci ,özgür ruhlu,organizasyon yeteneği ve liderlik özelliği olan kişiler için güzel bir meslek diyebilirim.

Cansu Aktaş Denizci eşlerine anlatacaklarınız/tavsiyeleriniz/anılarınız nelerdir?1

          Eşiyle henüz sefere gitmemiş ya da gitmek isteyipte çekinceleri olan arkadaşlara şartlar uygunsa mutlaka gidin, denizde yaşamı deneyimleyin derim.Gittiğinizde hem eşinizi daha iyi anlayacak hem de ruhunuzun derinliklerine inecek belkide kendinizin bile bilmediği yönlerinizi keşfedeceksiniz. Uzun zamandır karanın telaşından işitemediğiniz ruhunuzun sesini denizde daha rahat duyabilecek,kendinize,Yaratıcı’ya bir adım daha yaklaştığınızı hissedeceksiniz. Bende bunlar oldu. Belki de sizin bambaşka güzellikte anlarınız olur.Bazen gemi seyir halindeyken etrafıma farkındalıkla baktığımda sanki başka bir gezegendeymişim gibi hissederim. Başka bir alemdeymişim gibi…Sadece mavilikten;deniz ve gökten oluşan..Arada bulutların ve kuşların denizciler okusun diye gökyüzüne mesajlar bıraktığı,yunusların,balinaların da yaşadığı bir alem.Sık sık baş tarafa gidip kollarımı iki yana açarak özgürlüğü,huzuru nefes diye içime çekerim.Ait olduğum yerde olduğum için zihnimde şükran dolu dualar sıralanır.Rüzgar saçlarımda,kulaklarımda püfür püfür, deniz ise sanki gökten üzerine yıldızlar düşmüşcesine ışıl ışıl,pırıl pırıl. Daha anlatacak çok şey var ama kısa tutmaya çalışıyorum. Yazdıklarım,yazamadıklarım bir de hissedipte açıklamaya kelimelerimin yetmedikleriyle birlikte böylesi bir deniz yaşanılası değil mi?Bence gidin,maviye bulanın,dahada mavi olsun her yanınız.9

Tabi ki her zaman böyle olmuyor ,denizin çıldırğı, hırçınlatığı da oluyor.Mide bulantısı,kas ağrısı,baş ağrısı, huzursuzluk, sinirlilik, yeter artık dediğiniz anlar da oluyor. Ancak çok sevdiğim bir laf vardır,  “Denizciler geçirdiği fırtınaları, anneler doğum sancılarını unutmasalardı; ne yeni bir çocuk doğardı ne de bir denizci denize açılırdı.” hava durulunca her yer sütliman olunca unutuveriyor insan ‘’kelime-i şehadet’’ getirdiği zamanları.

Bebekken uyutmak için beni çok salladıklarından mıdır nedir, ben böyle havalarda çoğunlukla başımı yastığa koyuveririm. Burnum daha da hassaslaşır,battaniye kokusu,sabun,yağlıboya, yemek(bol baharatlı hint yemekleri)  kokuları midemi daha da bulandırır. Köprüüstüne çıkmak,kırlangıçta temiz hava almak,limonlu gazoz içmek bana iyi gelir.Çubuk kraker gibi tuzlu şeyler de stoğumda hep vardır.. Hava boyunca patates haşlaması, bazende tüm öğünlerde sadece kızarmış ekmek yerim.Türk gemilerinde olsam belki her öğün birşeyler tırtıklardım ama hint yemeklerini hava esnasında hiç ağzıma alamıyorum.Bizim için de gemide her zaman baharatsız yemek yapılmıyor.Bazen mutfakta kimse yokken kendi  yemeklerimizden yapıyorum (bizim yemeklerimizi çok tatsız buluyorlar. Körisiz yemek, yemek değil onlar için) ama sallanırken yemek pişirme yeteneğim yok maalesef.

Eğer yabancı personelli bir gemiye giderseniz,yanınızda türk kahvesi götürebilirsiniz…Biz gemidekilere ya da bazen limanlarda gelenlere ikram ediyoruz.Çoğunlukla daha önce tatmamış oluyorlar.Bunun dışında  yanınızda küçük şirin objeler getirip doğumgünü partilerinde hediye olarak verebilirsiniz.Ben genelde  biri baba olduğunda hani şu yenidoğan bebekler için kullanılan ‘’hoş geldin bebek’’ şekerleri var ya.Onların süslemelerindeki seramik beb7eklerden birkaç tane  atıyorum çantama. Arkasınada mıknatıs yapıştırıp taze babalara bu şirin magnetleri  hediye ediyorum.Bu küçücük obje o an onları çok mutlu ediyor.Hepimiz insanız. Allah’ın yarattığı ruhlarız. Mutlu olmak, mutlu etmek,gülmek herbirimize en çok yakışan diye düşünüyorum.
Gemide daha keyifli zaman geçirmek için bol bol kitap alıyorum yanıma. Bu konuda eşimle valiz hazırlarken birbirimize söyleniyoruz ama ne yapayım, kitaba dokunarak okumayı seviyorum. Film, belgesel, dizi, yağlıboya resim videoları indiriyorum önceden.. Spor olarak sabahın erken saatlerinde kırlangıçta  bazen yoga bazen de ip atlıyorum. Eğer spor salonunuz yoksa güvertede yürüyüş yapmak da çok güzel. Tulum giyip gemicilerle birlikte güvertede boya yaptığım da oldu..Bir ara eşimin akşam 16:00-20:00 vardiyasında balkon yıkarmış gibi kırlangıçta biriken baca kirlerini yıkamak alışkanlığım olmuştu. Yağlıboya resimlerimi hava sakinse yapabiliyorum çünkü fırçayı gemi sallanırken kontrol etmek, istediğim etkiyi yaratmak zor oluyor. Boya kokusu daloveis çok rahatsız edici oluyor.Bunların dışında sudoku çözerken de zamanın nasıl geçtiği anlaşılmıyor.Böyle böyle günler akıp gidiyor ve bir bakmışınız ki kontrat bitmiş eve dönüyorsunuz.
Bazen de gemi korsan bölgelerinden geçecekse sizi erkenden uygun bir limanda güvenliğiniz için eve gönderiyorlar.

Son olarak denizciyle hayatınızı birleştirmekten korkmayın sadece sabredin derim.. Ki yarınlar muhteşem olsun.!!!

      Bana ‘’İYİ Kİ BİR DENİZCİYLE EVLİYİM.’’ dedirten eşime buradan kocaman sevgiler gönderiyorum ve de tüm denizcilerimize de selametler diliyorum.

DümenSuyu Ekibi olarak kendisine mutluluklar dileriz. Ekibe hoş geldin Cansu Aktaş.

 

DUYDUNUZ MU?

Denizci Eşleri Buraya! Intermittent Husband Sendromu Nedir?

Denizci Eşleri Buraya! Intermittent Husband Sendromu Nedir? Evden uzakta çalışan babalar döndüklerinde kahraman imajını korumak …

4 yorumlar

  1. Sevgili Cansu,
    Yazını büyük bir keyifle okudum,
    Bende 45 yaşlarını aşmış bir gemi Kaptanıyım,
    özellikle Finlandiya’dan gelen mektup kısmı o kadar etkiledi ki beni,
    çünkü bende bu şişelerden bir sürü atmıştım okyanuslara 🙂
    Bir ortak noktamızda eşimin Ege Ünv. Hemşirelik bölümünden
    mezun olması ve sizin gibi seferlere beraber çıkmış olmamız.

    Sana ve meslektaş kardeşime mutluluklar diliyorum.

  2. Aaah ahh bende cok mektup yazdim ama hicbiri ulasmadi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir