Anasayfa / Kültür-Sanat / DenizAnısı

DenizAnısı

DENIZANISI

Dümensuyu’na yeni katılan, tabiri caiz ise bir miço kardeşiniz olarak, benim başıma gelen gelmeyen, rivayetlere dayanan, bazısıda baştan sona uydurma olan naçizane hikayeleri sizlerle paylaşacağım. Hikayeye biraz geriden başlıyorum.

Istanbul…lise…dershane… derken ÖSYM ekranında beliren “Izmir yolcusu kalmasın” mesajıyla yollardayız. Bir ağustos sabahı.. o gün Izmir’de hava nasıl sıcak anlatamam. Korna sesleri eşliğinde pıtır pıtır akıyor terler alnımdan ve sırtımda koca bavulumla ben, Merhaba.

Uzun yoldan gelmiştim Izmire , yol uzadıkça hayallerim birbirini kovalamıştı. Denizcilik aile mesleği olduğundan günlerimi ileride nasıl biri olacağımı, kocaman bir derya dediğimiz denizin hangi alanına yöneleceğimi, daha neleeer neler yapacağımı düşünerek geçiriyordum. Sonrası bildiğiniz gibi İzmir yolları, okuldu kayıttı derken daha nerede kalacağım bile belli değilken annemin de dayanılmaz ısrarı üzerine hayatımda ilk defa göreceğim akrabaları ziyaret etmeye başladım en azından tek başıma olmayayım diye kuzenimi de yanıma aldım, o da İzmir’de hemşireliği kazanmıştı. Hani olur ya bundan yıllar önce bir aile çıkar köyden ve büyük şehre gelir yerleşir, onların iyi kazandığını hayatlarını farklı yasadıklarını duyan ve halihazırda köy hayatından bıkanlar birer birer o ilk ailenin yanına giderler. Yeni bir şehre gelmenin yarattığı  güvensizlik duygusuylada bir bakarsınız koca mahalle senin köyden tanıdığın insanlarla dolmuş olur; iste orası bizim köylüler için İzmir Atatürk mahallesi.

İlk akrabanın evinin önünde durduk kuzenle, ailelerimizden aldığımız tüyoları gözden geçiyorduk. Hatice teyzenin torununa gelmiştik, Hatice teyze kimse artık… detayları konuşup çıktık yukarı. Beni daha önce en yakın arkadaşlarım böyle karşılamadı diyebilirim; mutfaktan yemek kokuları geliyor. Yok biz aç değiliz deme ihtimaline karşıda kurabiyeler tabaklara yerleştirilmiş, çay da ocakta fokurduyor. En son belki 4 yaşlarımda görmüşlerdi beni bu yüzden kapıdaki naralara aldırış etmememeye çalışarak ayakkabılarımızı cıkarıp geçtik içeri, anaaaam nasıl da büyümüşleeeer, koca kız olmuşlaaaar…Velasıl başladık… o an o konuşmanın nereye gideceğini bilmeden ama hepinizin aşina olduğu şekilde…

Akraba: ee nasılsınız kızım?

Ben: iyiyim, teşekkür ederim. Siz?

Akraba: iyi biz de bildiğiniz gibi (hiçbir şey bilmiyoruz ki diyemedik tabi), ee kızım sen nasılsın?

Kuzen: iyim sağolun siz?

Akraba: iyi biz de bildiğinizi gibi…

Tamam tamam çok uzatmıyorum. Ama düşünün ki evde bir kişi yoktu. Sizin de hayatınızda birçok kere karşılaştığınız gibi teeek teek herkesin hali hatrı karşılıklı soruldu.

Onlar için çok uzaklardan gelmiş iki genc kadındık, büyük şehirdi burası öyle her şehre benzemezdi, aman dikkat edin, öyle herkesle arkadaş olmayın gibi uyarıların ardından sanki hangi bölümü kazandığımızı biliyorlarmış da şuan akıllarından çıkmış gibi sorular gelmeye başladı.

Akraba: “Annen diyodu da hangi bölümdü kızım seninki?”

Kuzen: “Ben hemşirelik fakultesini kazandım. Narlıderede fakultem, orada bir yurda kaydımı yaptırdım. Güzel ama yurt otelmiş eskiden sonra yurt olmuş deniz manzaralı odalarda 4 kişi falan.” Kuzen yaklaşan tehlikenin farkında olsa gerek ki bütün gücüyle ,kalacağım yeri çok sevdim ben, tezini ilk fırsatta savundu.

Akraba: “Aman maşallah çok iyi çok. Hemşire ol tabi, biz de bak yaşlandık sayılır artık. Hele bir okulu bitir bize de bakarsın akıllı kızsın sen. Anam küçükken de böyleydi bu bıdıbıdı konuşurdu bilmiş bilmiş. Bir keresinde…” şuan hatırlayamadığım ama uzunca bir konuşmanın ardından kafalar bana döndü.

Akraba : “Eee kızım sen hangi bölümü kazandın?”

Ben: “Denizcilik fakultesini kazandım bende, bucadayım.” Daha deniz kelimesi ağzımdan çıkar çıkmaz kaşlar kalktı, ya bölümü beğenmemişlerdi ya daaa…

Akraba: “olsun napacaksın, seninki de öyle olsun. iki yıllık mı senin bölüm cocuğum, seneye bir daha girerdin?” hazırlıksız yakalanmıştım. Onun için işe yaramaz bir bölüm seçtiğim aşıkardı. O da bana sorabileceği tek sorunun bu olduğunu düşünmüştü heralde. Ben de kendimi kurtarmak için;

Ben: “Yok hayır 4 yıllık, İngilizce. Aslında isteyerek seçtim bölümü, puanı yüksek”

Akraba: “Hııı, ne yapcan sen peki, kız başına denizlere mi gideceksin?”

Ben: “yok hayır denize gitmen şart değil karada da birçok alanda çalışabiliriz” bir an duraksayıp nasıl anlatsam ki diye düşünmeye başladım, bölümü kazandığıma yakın çevremden sevinmeyen yoktu çünkü eskiden bu yana bizimkiler sayesinde farkındalardı, olurda sen bu mesleği neden seçtin veya neler yapabilirsin sorusu gelir ise bilmeyen birine anlatmak için hiç hazırlanmamıştım. Derken akrabadan gol geldi;

Akraba: “mesela?” o kalkan kaş, hafif sola eğilen kafa ve kendinden çok emin sorunun ardından hissettiğim sanırım daha üniversiteye başlamadan sınıfta kalmıştım. Hani yoldaki hayallerim, hani tuzlu deniz kokusu sevdam, aile mesleği falan. Hepsi film şeridi olmuş.

Ben: “mesela limanlarda çalışabilirim, hani Alsancakta da var”

Akraba: “Kızım oralarda çalışanlar hep erkek”

Ben: “kpss ye girip received_10208563802026846gümrükte çalışabilirim, devlet memuru olabilirim.” Boşuna çaba sarf ettiğimi çok sonradan fark etmiştim. Benim hayallerim amaçlarım değildi önemli olan; önemli olan koldaki altın bilezikti, denizciliği hobi olarak da yapardım.

Akraba: “hah tamam, bir tane de kaptan bulur evlenirsin”

Evirmiş çevirmiş son noktayı koymuştu. Devamını anlatmaya gerek yok sanıyorum. Birkaç bardak çayın ardından kısa zamanda tekrar beklediklerini belirterek bizi uğurladılar. Sonra ki doğum günlerimde arkadaşlarımdan gelen pasta da burda gördüğünüz gibiydi dalga konusu olmuş bitmiş gitmiş ve ben bir denizcilik mezunu olmuştum. Ama OLSUN.

Ana Sayfaya Dön

DUYDUNUZ MU?

Siren Şarkısı

  Siren Şarkısı PELİN GÖKÇEEL Doksanlı yıllarda İstanbul’da yaşayan gençlerin halini-tavrını-dilini, müzik anlayışını,  hayat felsefesini …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir