Denizde KADIN olmak

“Bizim oralarda kadın olmak hâlâ (henüz) ayıp değil çünkü.”

“Kadın olmak başlı başına zor zaten. Yani hakkınca ve özgürce yaşamak istiyorsan çok zor. Üzerine bir de gemilere çıkmak akıl kârı değil belki. Bazen işlerin sizin için başkalarına göre iki üç kat daha zor olduğu kesin ve işler sizin için kolaylaşıyorsa sadece kırılganlığınıza pay biçtiklerinden, o işi yapamayacağınızı düşünmelerinden ya da “O yapmasın sadece dursun yahu, ne olacak.” demelerinden. Hoş değil yani, can sıkıcı.

Üzerime dikilen gözlerden yoruldum, garip. Hiç böyle hissetmemiş, böyle bir şeyden şikayetçi olacağımı düşünmemiştim. Mesleğe atıldığım ilk yılın Avrupa limanlarında geçmesinden kaynaklı kadın-erkek ayrımını çok fark edememişim. Şimdi gemim Araplardan yana çalışıp durduğundan, kadının adının olmadığı bu yerlerde, bir kadının bir gemide bir dolu erkeğin içinde, rütbece de fena sayılmayacak bir konumda olması pek akıl kârı değil. Başlarda komiğime giden bu ilgi, aylar geçtikçe durumun vahametini daha derinden hissetmeme neden oldu. Kadının adı yokmuş sahiden. Anladım.

Hindistan’dayız bugün. Limana az önce yanaşmışız, gemicilerin borda merdivenini hazırlayışlarını izliyorum. Bir 15 dakika kadar önce gergin, ince bir halat hızla kopmuş ve çarpmış bacağıma. Daha ne olduğuna bakacak fırsatım olmamış, sızlıyor bacağım. Sonra ikinci kaptanım fotoğrafını çekiyorlar dedi. Yerde bir grup adam ellerinde telefonları havaya kaldırmış beni çekiyorlar.

Neden sinirlendim bu kadar? Kendini çıplak gibi hissediyor bazen insan, uzaydan gelmiş bir yaratık gibi. Olmaman gereken bir yerdeymişsin gibi. Ya da belki aklım hala kopan halatta. Yaptığım hatada, durduğum yerde aklım. Neden hata yapıyorum, nasıl yapıyorum? Ya bir gün bu birinin canına mal olursa. Ben işimi mi düşünsem? Peki bu adamlar ne düşünüyor?

Suudi Arabistan’da Yanbu Limanı’na yanaşırken, sırf kadın olduğum için aval aval suratıma bakan bir avuç adama avaz avaz bağırarak, halatları daha da yavaş almaya devam ederlerse 60.000 tonluk bir gemiyi karaya oturtmak üzere olduklarını anlatmak ne zor. Ne zor bazen sadece işini yapmaya çabalamak.

Yanbu’dan kalkacağız. Pilot gelmiş ama gemiye çıkmıyor, aklınca aksilik çıkarıp huzursuzluk yaratacak. İniyorum borda merdiveninden aşağıya kadar, uzatıyorum elimi, “Yardım mı istiyorsun?” diyorum. Afallıyor beni görünce, yüzünde bir sırıtmayla yanındakine bakıyor, tutuyor elimi çıkıyor merdivene. Ne oldu pilot bey, bir anda bütün dertlerin yalan mı oldu?

Gemi limana yanaşmış. Bir sürü insan gemiye doluşmuş. Evrak kitap işleri başlamış. Kaptan salonda. Herkes işleriyle uğraşmalı ama öyle olmuyor. Mevzu koca geminin tonlarca yükü değilmiş gibi “evli misiniz” diye soruyor ilk aklına gelen, “yaşınız kaç?”

Az rastlanan bir durumun içinde olduğumun ben de farkındayım. Ama bu kadar mı şaşırtıcı bir şey hakikaten?

Dedim ki sonradan kendime, hakikaten garip Eda. Yahu bazı kadınlar ömürleri boyunca bir mahallenin dışına çıkmadılar. Ayaklarını bir denize sokmadılar. Koşup sokaklarda coşmadılar. Onlar hep dışlandılar. Abilerinden kardeşlerinden ayrı tutuldular. Bazen satıldılar. Bazen dayak yediler. Çokça dövüldüler. Sevmek denilirse sevildiler.

Ben nasıl bir evde büyümüşüm meğer dedim. Kıymetini sonradan anlıyor insan. Benim babam bir kez ayırmadı beni abimden. Bir kez demedi bana “Sen kızsın, otur oturduğun yerde.” diye. Benim annem korkmadı hiçbir erkekten. Erkek gibi çalışmaktan yılmadı. Bizim evde herkes elini hamura bulaştırdı. Ve herkes yeri gelince toza çamura yağa bulandı. Yükünü sırtlandı. Çekici çivisi anahtarı contası hiç gocunmadı.

Baba dedim ben bir gün “Denizci olacağım. Ama kızlar biraz erkek gibi oluyorlarmış.” Babam biliyordu dış dünyayı, ben bilmiyordum daha. “Erkek gibi olmadan ayakta duramazsın zaten.” dedi. Kadınlık sıfatını küçülttüğümden değil. Erkek gibi tabirinin halk arasındaki anlamından söylüyorum bunu. Sonra ben geldim buralara bazen erkek gibi çalıştım. Bazen kız gibi oturdu her şey içime, ağladım. Yani insanca olan ne varsa oldu. Bu iş ne gerektiriyorsa, bu denizler insana ne yapıyorsa onlar oldu. İnsanca olabilecek her şey oldu.

Şimdi soruyorlar. Ailen ne diyor karşı çıkmadı mı? Ben kızımı hayatta yollamam vb. Ailem benimle gurur duyuyor biliyorum. Abim beni arkadaşlarına anlatıyor, tanıştırıyor merak edenlerle. Annem ve babam bazen bir dolmuşta on dakikalık yolda bile bir muhabbet kurup benim kızım kaptan oğlum mühendis deyiveriyorlar. Akrabalarım “Ooo kaptan gelmiş!” diyorlar. “Kız uçarsın sen o rüzgarlarda.”

Arada ezici bir ifadeyle “Ne alaka Allah aşkına!” diyen bir grup garip insan da çıkıyor karşıma. “Ooo şoför naber?” diyen falan. Mümkün olabilecek bütün kibrimi topluyorum o zaman. Niye yapıyorsun diyene senin üç katın para kazanıyorum diyorum. Çünkü onlar bundan anlar. Kadın halinle ne yapıyorsun diyene senin gördüğün dünyanın 3 katını görüyorum diyorum. Zaten onlar bir şeyden anlamazlar.

Nedeni niçini önemli değil. Zaten para da hakikaten ilk sebep değil. Ben dört ekmek alınca beşinci bedava oluyor diye eve beş ekmekle gelinen, o beş ekmeğin bir günde bittiği, karnın ekmekle doyurulduğu günler de gördüm. Çok şükür diyorum soranlara hep, çoluk çocuk yok, muhtaç bir bekleyenim yok. Dünya malında hiç gözüm yok. O yüzden çalıştığım kadar yiyor, yediğim kadar çalışıyorum. Kadın gibi çalışıyorum. Utanmadan, erinmeden. Kabarmadan, ezmeden, ezilmeden. İnsanca ve hakça olan nasılsa öyle. Bizim oralarda kadın olmak hala (henüz) ayıp değil çünkü.

…Kapanın kadınlar kapanın baş örtülerine, kapıların ardına, kocanızın ardına.

Utanın.

Çok güzel günler bizi bekliyor. Saçınızın her teli günah, bütün gülüşleriniz yasak olacak.

Sakının…

Ama ben saçlarımı rüzgârda savurmaya, kısık kısık gözlerimle dünyaya sırıtmaya devam edeceğim.”

Ana Sayfaya Dön

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir